AYZADE

Mesaj Sayısı: 28 Kayıt tarihi: 23/04/09
 | Konu: Medine&Mekke Perş. Eyl. 03, 2009 7:03 am | |
| Bugün 1 Eylül 2009, günlerden Salı. Sahurdan sonra kaybettiğim uykumun dönmeyeceğini anlayınca balkona çıktım. Kulağımda kulaklık Cem Karaca’dan ‘Bence artık sende herkes gibisin’ parçasını dinlerken hava aydınlanmaya başladı. Artık masadaki defteri görebiliyordum. Aldım kalemi elime birkaç bir şey karaladım. Derken gökyüzü çekti dikkatimi. Güneş gökte akıyor gibi görünen bulutların arasından usul usul hatta asil asil doğuyordu. Şahit olduğum bu durum ilk değildi ama insanın sık sık şahit olup Allah’ın büyüklüğünü hatırlaması gerekir diye düşünürken dinlediğim ilahide Sami Yusuf ‘La ilahe illallah’ diyordu. İlah yoktur!, Allah’tan başka… Bu müthiş kompozisyon ortamıyla sanki balkon taşlarının üstünde değil dünyanın üstünde gibi hissettim kendimi. Ve birden kulaklığı kulağımdan çıkardım. Sela okunuyordu. Kompozisyon tamamlandı diye geçirdim içimden. Yine Allah'ın varlığı ve büyüklüğü yansıdı göklere sela sesleriyle.. Bu atmosfer içerisinde tadı damağımda kalan Medine ve Mekke ziyaretimden bahsetmek isterim.
Medine’den: İnsan dünyada yaşadığını beklide burada daha iyi anlıyor. Dünya; dert, sıkıntı, hırs, haset, gözyaşı… Mescid_i Nebeviye girdiğin an unutulan şeyler. Onca insanın tek bir niyeti var. Hepsi görmeselerde inandıkları peygamberlerin sonuncusu, insanların en şereflisi Efendimiz Muhammed Mustafa (sav.)’nın kabrine yaklaşabilmek için sabırsız. Kalplere giren kelebek pır pır ediyor. Sanki tutup ruhun elinden bedenden kaçmak istiyor. Çünkü beden Muhammed’e ruhtan daha yavaş ilerliyor. Efendimizin cennetten bir bahçe olarak müjdelediği ve Hasan ile Hüseyin’in bir zamanlar oyun oynadıkları, Hz. Aişe annemizin evinin olduğu alana çok yakın iki direk arasında iki rekat namaz kılmayı herkese nasip etsin Mevlam…. Mekke’den: Dünya’nın kutbu, âlemlerin merkezi. Duruşu sert, bakışı sert, imtihanı sert… Okunuşu bile sert. Medine derken bir süzülüş, Mekke derken bir titreyiş. Dört bir yanı hatıralarla dolu. Yüzyıllardır aşınmamış Arafat’ıyla göstermek istiyor sanki neslimizin başını, Adem ile Havva anamızın buluştuğu noktayı. İçten tövbelerini ve Allah’ın merhametini. Ve Hira Mağarası, Efendimizin inzivada geçen zamanları. İlk vahiy, büyük heyecan ‘Oku, Allah’ın adıyla oku.’ Tepeye bakınca Efendimizin duyduğu heyecan hala göklere yansıyor sanki. Hele tepeye varıp o küçük magaraya oturunca gül kokusu esiyor iki adım ötede bulunmayan. Kayalara dokunan ellerimiz gül kokuyor. Bir söz vardı duyduğum yıllar önce. Gül bahçesine giren gül kokar diye. Efendimizin bulunduğu mekanda bulunmak bile kirli ellerimizi temizlemeye yetiyor. Ne büyük lütuf ne kalıcı bir koku insan şaşıyor. İslamiyet’in adım adım şekillenmesini yüzyıllar geçse de baştan yaşıyoruz.
Az ilerde Hatice annemizin kabristanı. O alçakgönüllü, fedakar insan. Mekke’nin en varlıklılarından olan ve ticaretle uğraşan Hatice annemiz İslamiyet ile şereflendikten sonra varını yoğunu Müslümanlar için harcamış, İslamiyet’in yayılmasına katkı sağlamış. Öyle ki vefat ettiği vakit kefeni o mübarek insanı örtmeye yetmemiş. Aşağı çekseler başı açıkta kalıyormuş, yukarı çekseler ayakları.. Bunu gören Efendimiz ağlamış, ağlamış. İşte o topraklar şahit bu gözyaşlarına ve asırlardır şahitlik yapıyorlar buna belki de bu yüzden şehir hiç yıkılmamış dimdik ayakta. Ve Sevr Mağarası. Yalçın ve dimdik bir tepe. Kayaların keskinliği ayakları acıtıyor.Nasıl çıkılır bu tepe, kanatmaz mı adamı, acıtmaz mı canını? Efendimiz ve Hz. Ebubekir’in derin sessizliği. Efendimiz’in ölüm ile arasında sadece bir örümcek ağı kaldığı an. Bir örümcek ağı ki sanki demirden kapı. Bir örümcek ağı ki Müslümanlığın devamı. Hz. Muhammed (sav.) o tepeden inerken yalnız, çaresiz, aç ve yorgun. O an hiç hayal etmiş miydi acaba şimdi kendisine dünyanın üçte birinin biat ettiğini…
Medine ve Mekke iki şahit şehir, iki derin bakış, iki asil duruş. Allah herkese oraları görmeyi nasip etsin inşallah..
(VE KABE.. Bir diğer yazıda inşallah) |
|